BÖLÜCÜLÜK, HAİNLİK VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
1995’te Yaşar Kemal hakkında bölücülükten ve vatan hainliğinden DGM’de dava açılmıştı.
Bu süreçte Yaşar Kemal’e destek için aralarında gazeteci, yazar, sanatçı ve bilim adamlarının yer aldığı aydınlar, "İçeriğini onaylasam da onaylamasam da sırf düşüncelerini açıklama özgürlüğüne duyduğum saygı gereği yasal baskı altına alınmak istenen düşüncelerin tümünün altına imzamı atıyorum” şeklinde dilekçeler hazırlamışlar ve kendilerini DGM’ye ihbar etmişlerdi.
Sonrasında Yaşar Kemal beraat etti, kendilerini ihbar eden aydınlar hakkında davalar açılamadı.
Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, o dönem okuduğu bir şiir sebebiyle DGM’de yargılanmış ve halkı kin ve düşmanlığı tahrik ettiği iddiasıyla 10 ay hapis cezası almıştı.
Yaşar Kemal’e açılan dava da, Erdoğan’a verilen ceza da hukuka aykırıydı. Çünkü davalar düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırıydı.
Son günlerde gerek akademisyenlerle, gerekse Düzceli bir grup avukatın yayınladığı bildiriyle ilgili tartışmaların da bölücülük ve vatan hainliği kavramları üzerinden yapıldığını görüyoruz.
Aslında en doğru tepkiyi Başbakan Davutoğlu verdi:
“Birçok akademisyeni özeleştiriye zorlamamız lazım. O metin kesinlikle bu akademisyenlerin elinden çıkmamıştır. O metin bir yerden çıktı, onlar da imza attı. Ben bu metne imza atanların özeleştiri yapacaklarına inanıyorum.”
Dikkat ederseniz kendisi de bir akademisyen olan Başbakan, bölücülük veya vatan hainliği suçlamasında bulunmuyor, fakat akademisyenleri özeleştiri yapmaya, mantıklı davranmaya zorluyor.
Başbakan, demokrat bir duruş sergiliyor.
Düzceli bir grup avukatın yaptığı açıklamadan rahatsızlık duyanlar olabilir.
Rahatsız olanlar eleştiri yapabilir, sözlü tepki de gösterebilir, nitekim öyle de oldu.
Ama olayı vatan hainliği şeklinde değerlendirmek, linç kampanyasına girişimlerinde bulunmak ne derece dorudur?
Yapılan açıklamayı, rahatsız edici bir düşüncenin ifadesi olarak görmek çok mu zor?
Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Cem Karaca, Ozan Arif ve Ahmet Kaya da zamanında haksız yere “vatan haini” olarak yaftalanmışlardı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cezaevine girerken kendisini Ahmet Kaya Şafak Türküsü ile uğurlamış, Erdoğan’da bu uğurlamayı asla unutmamış ve gurbette vefat eden Kaya’yı “sevgili dostum” diye anmıştı.
40 BİN ÖĞRENCİLİ ÜNİVERSİTE HAYALİ GERÇEK OLUYOR
Düzce Üniversitesi Rektörü Nigar Demircan Çakar, birkaç yıl sonra öğrenci sayısının 40 bine ulaşacağını açıkladı.
Atılan adımlar ve yeni projelerle bu hedefe ulaşılacak.
Üniversitede 40 bin öğrencinin okuması, öncelikle Düzce’nin ekonomisine önemli katkı anlamına gelir.
Öğrencilerin tamamı tüketici konumunda olduğu için ve bir öğrencinin aylık en az 500 lira harcadığı düşünülürse, bunun Düzce ticari hayatına yapacağı katkıyı siz hesaplayın.
Öğrenci sayısıyla birlikte akademik ve idari personel sayısı da artacak.
Belki önümüzdeki yıllarda yeni bölümler de açılacak.
Üniversitede bilimsel çalışmalar da arttı, uluslar arası düzeyde de bilimsel başarılar elde edilmeye başlandı.
Funda Şerifoğlu’ndan aldığı bayrağı daha ileriye taşımakta kararlı olan Rektör Çakar’ın, hedefine emin ve kararlı adımlarla ilerlediğini görüyorum.
Siyasetçilerin Çakar’a tam destek vermeleri, üniversitenin gelişmesi için çok önemli. Çok şükür ki, çatlak ve üniversite düşmanı siyasetçiler yok.
Sivil toplum kuruluşlarının desteğinin yanı sıra kamu kuruluşlarının da üniversiteyle uyum ve koordinasyon içinde olması da büyük bir avantaj.
Düzce Üniversitesi’ni toplumun her kesimi sahip çıkıyor ve destek oluyor.
Böyle bir ortamda üniversitenin gelişmemesi ve büyümemesi için hiçbir sebep yok.
Düzce Üniversitesi her geçen yıl daha fazla öğrenci tarafından tercih edilen, eğitim kalitesinin yükseldiği, fiziki yapılaşmasını büyük ölçüde tamamlamış bir kurum olarak Düzce’nin gurur duyacağı markası oluyor.
FUNDA HİÇYILMAZ
2009-2014 döneminde Düzce Belediye Meclisi üyeliği yapan Avukat Funda Hiçyılmaz, bir grup avukatla birlikte yayınladıkları bildiri sonrası meydana gelen tartışmalar sonrası AK Parti’deki üyeliğinden istifa etti.
Başarılı bir hukukçu olan Hiçyılmaz, özgürlükçü demokrasiyi benimsemiş, her daim hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmuş demokrat ve vatansever bir kişidir.
2009 yerel seçimleri öncesinde AK Partili yöneticiler tarafından yukarıda saydığım özellikleri bilinerek kendisine meclis üyeliği teklif edilmişti.
5 yıl boyunca görevini başarılı bir şekilde yapan, belediyeye önemli katkılar sağlayan Hiçyılmaz, o dönemde de düşüncelerinden, fikirlerinden ve ilkelerden asla taviz vermemiş, her zaman inandığı doğruları savunmuştur.
Funda Hiçyılmaz, kuşkusuz bundan sonra da inandığı doğruları söyleyecek, demokrat duruşundan taviz vermeyecektir.






